-

Islam ile ilgili sorunlarınızı belirtirseniz, eldeki kaynaklara ve Islam'a uygun olarak cevap verilecektir.
Sorularınızı hiç çekinmeden kısa, açık, net ve dürüst bir şekilde her konunun altına yorum olarak ekleyebilirsiniz.

Mon objectif est de répondre aux questions concernant l'ISLAM à l'aide de sources viables. Je ne prétends pas tout savoir mais espère aider selon mes capacités et les sources mises à ma disposition.
Alors si tu as des questions ou as des proches qui en ont, n'hésite surtout pas.


ÖZET


SAYFA 1:
- Allah sevgisi
- Dua etmek
- Kur'an-i Kerîm'in Fazileti
- Hz Muhammed (sav) ve Kur'an Mucizesi
- Namazin Fazileti
-
Sizin sorulariniz: örtünmemek ayipmi, suçmu?
- Sizin sorulariniz: Oruç, vücudu nasıl temizler?
- Sizin sorulariniz: Börtüsünün hükmü nedir? Başı açık gezmek insanı nasıl bir
tehlikeye götürür?
- Sizin sorulariniz: Ezan'in seytan uzerindeki etkisi nedir?

SAYFA 2:
- Sizin sorulariniz: Cin kelimesinin manasını ve cinlerin mahiyetini açıklar mısınız?
- Sizin sorulariniz: Diğer din mensuplarının ahiretteki durumu nal olacakr?
Fetret devri kapsamına girerler mi?
- Sizin sorulariniz: Yalanın çüğü olur mu ?
- Sizin sorulariniz: Domuz eti niçin haramdır?
- Sizin sorulariniz: Geceleyin aynaya bakman iyi olmadığı yöndeki ifadelerin hükmü
nedir?
- Sizin sorulariniz: Kurn-ı Kerim'i yazarken ve basarken nelere dikkat etmeli?
- Sizin sorulariniz: Efendimize itaat hususlari nelerdir? Efendimize itaat etmekle
sunnetlerini uygulamak arasinda fark varmidir?
- Sizin sorulariniz: Allah kainati niçin yaratmis?
- Sizin sorulariniz: Insan nedir?







# Posté le vendredi 27 février 2009 04:32

Modifié le jeudi 11 juin 2009 16:20

-

-
Allah sevgisi her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağıdır. Hep O'ndan akar gelir, akıp gelecekse sinelerimize şefkat ve muhabbet. O'nunla olan alâkamız sayesinde güçlenip pekişecektir her türlü insanî münasebet. Allah sevgisi bizim dinimiz-imanımız, odur cesetlerde canımız. Yaşadığımızda hep onunla yaşadık. Günümüzde de eğer yaşamayı düşünüyorsak ancak onunla yaşayabiliriz. Varlığın özü, esası O'nun sevgisidir; neticesi de Cennet şeklinde o ilâhî muhabbetin bir açılımı. O sevgiye bağlı yaratmıştır yarattığı her şeyi ve sevilme zevk-i ruhanîsine raptetmiştir varlık ve insanlarla münasebetini.


Kaynak:
http://www.sizinti.com.tr/

# Posté le vendredi 27 février 2009 03:52

Modifié le vendredi 27 février 2009 04:14

-

-
Dua Etmek ...

- “ Ben Allah'a (CC) dua etmem.

Dem
e, sonra nasıl olsa gelecek gelir; gelmiyorsa olan da gelmez gibi sözlerini de bir mazeret olarak gösterme. Bunlar boş sözdür. Daima dua et. Dua etmek bir vazifedir, görevdir; kulluk ica sayılır. Dünya ve âhirete ait işlerin in Allah'a (CC) yalvar, dua et ve iste. Haram olmayan, ahlakına bir zarar vermeyecek olan her şeyi O'ndan (CC) talep et. Çünkü Cenab-ı Hakk (CC) bizi dua etmeye teşvik ediyor, emir veriyor:

-
“Bana dua edin, icabet ederim. Allah'ın (CC) güzel nimetlerini isteyin, ama o nimetleri birbiriniz için böbürlenme vesilesi yapmayın.”

Dua
üzerine Peygamber (SAV) Efendimiz havli emirler vermiştir. Ümmetini dua etmeye teşvik etmiştir. Bunların birkaçını zikretmek yerinde olur:

-
“Kabul olacağına inanarak dua edin. Allah'a (CC) yalvaracağınız zaman ellerinizi açınız.”

İş bu Hadis-i Şerifler senin; “dua etmeye lüzum yok. Etsem de gelir etmesem de.”

Şe
klinde söylediğin sözlerin yersiz olduğunu gösteriyor.

Daima Allah'tan (CC) iste. Kısmetinde varsa gelir; bu geliş senin imanını arttırır. Duaya alıştığın için halka yüz suyukmekten de kurtulursun. Şayet kısmetin değilse yine duan iyi olur, Allah'a (CC) imanın oldu anlaşılır. Ayrıca bütün hallere karşı sende bir uysallık olur. Asabiyete kapılmadan işlerin kolaylıkla hal yolunu bulursun. Borçlu isen kolaylıkla ödeme yollarını ararsın. Sakin olduğun için herkesin itimadını kazanırsın.

Çünkü imanlısın, işlerini Allah'a (CC) bırakıyorsun.

Yap
tığın duaya dünyada karşılık verilmese bile ahirette bol ecir alırsın. Günahların, hataların bağışlanır. Allah (CC) kullarına bol ihsanlar yapandır. Acır, dualarını kabul eder.

Dua
nın kabul olunacağı muhakkaktır. Ya bu alemde ya öbür alemde karşılığı görülür.

Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurur:

- “yamet günü imanlı kimse amel defterinde birçok iyi işlerin mükafatı şeklinde bazı şeyler görür, hayret eder. Sonra ona sorulur:

-
'Bunları biliyor musun?' Haliyle bilmez ne olduğunu:

-
'Bilmiyorum...'

Der
. Buna karşılık ona şöyle anlatılır:

- '
İşte bunlar senin dünyada dua yoluyla istediğin şeylerin karşılığıdır. Kaderinde olmadığı için orada verilmedi; burada onların mükafatını alıyorsun'.”

Her
iman sahibi Allah'a (CC) dua eder... İman sahibi, Yaradanını (CC) her zaman anandır. Her hakkı yerine getiren iman sahibidir.

Sonra dua eden bilir ki her şeyi veren Allah'tır (CC).

Dua
eden kibirli değildir. İşte bundan ötürü dua iman sahibinin huyları arasında olmalıdır.

Eh
l-i iman, duadan kaçınmamalıdır.


Kaynak:
AbdulKadir GEYLANİ
Fütuh-ul Gayb
66. Makale

# Posté le vendredi 27 février 2009 04:06

-

-
Kur'an-i Kerîm'in Fazileti

Kur'an-ı Kerim İslâm'ın hükümlerini ihata eden bir Anayasa'dır. İman eden kalblere ilim ve hikmet dolduran bir nûr kaynağıdır. İbâdet eden kulu Allahü Tealâ'ya yaklaştıran en hayırlı yol Kur'an-ı Kerim'i okumaktır.
Ab
dullah b. Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: Şüphesiz ki bu Kur'an, Allah'ın ziyafet sofrar. Günüz yettiği kadar Allah'ın ziyafet sofrasına yönelin. Şüphesiz ki bu Kur'an, Allah'ın sağlam bir ipidir. Apaçık bir nurdur. Hakiki bir şifadır. Kur'an kendine sım sarılanı korur. Kendine tabi olan için bir kurtuluş vesilesidir. Kur'ân'a tabi olan tenkid edilmez. Zira o yolunu şaşırmaz. Kur'ân'a tabi olanın ıslaha ihtiyacı yoktur. Çüno sapıtmaz. Kur'ân-ı Kerim'in acib, garib hikmetleri tükenmez. Kur'ân-ı Kerim çok okunmaklakkınlık vermez. Kur'ânKerim'i çok çok okuyun. Çünkü Allahü Teâlâ okuduğunuz her harfin mukabilinde on sevab mükâfat verir.Dikkat edin, ben "Elif, Lâm, Mim." bir harftir demiyorum Bu kelime Elif, Lâm ve Mim olarak üç harftir."
Pe
ygamber Efendimiz (s.a.v.) Ebu Zer (r.a.)'e yaptığı vasiyette şöyle demiştir: "Kur'an-ı Kerim'i oku. Okumaya devam et. Çünkü Kur'ân yeryüzünde seninin nurdur.
Bis
millâhirrahmanirrahim
Hz.
Aişe (r.a.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Kur'ân-ı Kerim'i kıraetiyle okuyan mahir bir hafız, meleklerle ve müttekilerle beraberdir. Kur'ân-ı Kerim'i okurken zorluk çeken ve bu yüzden yorulan için iki kat mükâfat vardır. "
Ku
r'ânKerim'i okurken zorluk çeken için iki kat mükâfat verilmesinin sebebi bir okumadan dolabir de zorluk çekmesinden dolayıdır. Ancak mahir bir hafızın tilâvetinden elde edeceği mükâfat bundan üstündür. Çünkü o da ilk merhalelerinde Kur'ân-ı zorla okuyordu. Sonra bu merhaleyi aştı, melekler mertebesine ulaşmış oldu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanları Kur'ânKerim okumaya durmadan teşvik ediyordu. İnsanları Kur'ân-ı Kerimle ölçüyordu.Kur'ân-ı Kerim'i okumaktan âciz olanlara Kur'ân-ı Kerim'i dinlemelerini ve anlamaya çalışmalarını tavsiye buyuruyordu. Böylece hiçbir kimsenin Alla Teâla'nın kelâmıyla olan manevi irtibatı kesilmesin.
B
ismillâhirrahmarrarıim
Ebû reyre (r.a.)Peygamberimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:"Kim Allahü Teâ'nın kitabından bir âyet dinlerse o kişiye kat kat sevap yazır.Kim Allahü Tlâ'nın kita okursa Kur'ân o kişi için yamet gününde nûr olacaktır.
Eb
ûreyre (r.a.) buyuruyor ki: "Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sayıları birçok heyet gönderdi.Bunlardan her birinin Kur'an-ı Kerim okumalarını istedi. Herbiri bildiği kadar okudu. İçlerinden en gencine sıra gelince Peygamberimiz (s.a.v.):- Ya sen ne biliyorsun?"deyince,
genç:- "Ben şunu, şunu, ve Bakara Sûresini biliyorum" dedi.
P
eygamber Efendimiz (s.a.v.)ona:- "Bakararesini biliyor musun?" diye tekrar sordu. Genç:"Evet" diye cevap verdi.
Peygamberimiz:- "Haydi git. Sen bunların başkanısın".buyurdu .
B
u hadis-i şerifin tamamı şudur: Heyetin ileri gelenlerinden biri "Resulullah!.. Benim Bakara Sûresini öğrenmemem icabını yerine getiremeyeceğimden korkmamdır". dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: "Kur'an Kerim'i öğrenin ve okuyun.Çünkü Kur'an-ı Kerim, O'nu öğrenip, okuyup ve onunla amel eden kimse için, her yere kokusu fışran miskle dolu bir küp'e benzer. Kur'an-ı Kerim; O'nu öğrenip boş duran kimse için ise içi misk dolukapatılmış bir küpe benzer".
Bismillâhirrahmanirrahim
S
elef-i salihinin - Allah onlardan raolsun-Kur'an-ı Kerim'in faziletini ve onu okumanın sevabını anlamışlar;Kur'an-ı Kerim'i kanunlarının kaynağı,hükümlerinin esası, kalblerinin ilkbaharı,ibâdetlerinin zikri olarak telakki etmişlerdi. Kur'an-ı Kerim'e bütün kalblerini açmışlardı.Kur'an-ı Kerim'i bütün akıl ve fikirleriyle düşünüyorlardı. Yüce mânâları ruhlarınalemişti. Allahü Teâlâ da mükâfat
olarak bunlara dünyadainatın önderliğini nasib eyledi. Ahirette de bunlarin büyük dereceler ve makamlar hazırladı. Biz ise Kur'an-ı Kerim'i ihmal ettik ve bugünhaleştük. Dünyada zelil ve âciz olduk.
En
es b. Malik (r.a.) rivayet ediyor: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:"Ümmetimin mükâfatları bana gösterildi.Hattâ mescidden çöpü çıkaran kişinin mükâfatı dahi...Yine ümmetimin günahları bana gösterildi. Kur'an-ı Kerim'den birre veya bir âyeti ezberleyipte sonra unutanın günahından daha büyük bir günah görmedim".
Bunun içindir ki Müslüman Kardeşler Allahü Teâlâ'nın kitabının birinci zikirleri olmasını istediler. Ahidlerinden biri de Müslüman Kardeşin her gün "beş sayfa Kur'an-ı Kerim" okuması vaadidir.


Kaynak:
Hasan El BENNA (r.a)
http://www.starhackz.com/islam-genel/
http://www.fetva.org/


# Posté le vendredi 27 février 2009 04:19

Modifié le vendredi 27 février 2009 08:05

-

-

Peygamber Efendimiz (sav) Allah'ın en son hak kitabı Kuran-ı Kerim'i vahyettiği, güzel ahlakı, takvası, Allah'a olan yakınlığı ile insanlara örnek kıldığı mübarek bir insandır. Peygamberimiz (sav), kendisine verilen büyük sorumluluğu en güzel şekilde yerine getirmiş, insanları Allah'ın yoluna davet etmiş ve tüm inananların yol göstericisi olmuştur.

Bilindiği gibi, Yüce Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'i Kendi Katından birçok mucizeyle desteklemiştir.
Peygamberimiz (sav), Allah'ın izniyle, hayatı boyunca insanlara birçok mucize göstermiştir. Bu mucizelerden bazılarına sadece sahabeler şahit olurlarken, bir kısmı ise inkar edenlerin çok büyük bir bölümü tarafından görülmüştür. Peygamberimiz (sav)'in mucizelerinin bir kısmı Kuran ayetlerinde bir bölümü de Peygamber (sav)'in hadislerinde ve İslam alimlerinin çeşitli açıklamalarında aktarılmaktadır.


Kaynak:
http://www.hazretimuhammed.org/

# Posté le vendredi 27 février 2009 04:48

-

-
NAMAZIN FAZİLE

K
uran'da ve sünnette ibadetler ayrıntılarıyla anlatılştır. İslam'ın beş temel şartı kapsamdaki farz olan ibadetleri Peygamberimiz (sav) şöyle özetliyor: "İslam dini beş temel esas üzerine bina edilmiştir. Allah'tan başka İlah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak ve haccetmektir." (Buhârî, Îmân 1, 2, Tefsîrure(2) 30; Müslim, Îmân 19-22. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 3; Nesâî, Îmân 13)

B
ir ayette Rabbimiz namazla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklardan vetülüklerden alıkoyar. Allahzikretmek muhakkak enyüktür. (Ankebut Suresi, 45)

Peyg
amberimiz (sav), ahirette muhasebesi yapılacak ilk amelin namaz olduğu ve kulun namazları tamamsa kurtulacağını aksi takdirde hüsrana uğrayacağını buyurmuştur. (Tirmizi)

Hz
. Ömer'den rivayet edilen bir hadiste, "Resulullah'a Allah'ın en çok sevdiği salih amel nedir"diye soruluyor. Hz. Muhammed (sav): "Vaktinde kılınan namazdır. Kim namazını terkederse onun dini yoktur. Namaz İslam dininin direğidir diye buyuruyor." (Beyhaki)

Pe
ygamberimiz (sav) müminlerin üzerine farz olan beş vakit namaz içerisinde en çok sabah ve ikindi namazları üzerinde durmuştur. Bu namazlarda titizlik gösterenleri cennetle müjdelemiştir. (Buhari)

Ken
disi namaz konusunda en ufak bir gevşeklik göstermemiş, aksine ayakta duracak hali kalmayıncaya kadar namaz kılmaya devam etmiştir. Bir sahabe cennetle müjdelendiği halde niçin kendisini bu kadar yorduğunu sorduğunda Resulullah şöyle cevap veriyor:

"Ziyadesiyle şükreden bir kul olmayayım mı?" (Ahmed)

Resulullah Efendimiz (sav)'in namaz ile ilgili bazı hadisleri şunlardır:

"
Beş vakit namaz, kapısının önünde akıp giden ve insanın her gün içinde bdefakandığı suyu gür nehir gibidir." (Müslim)

"Namaz, insan ile küfür arasında bir perdedir. Namazı terketmek bu perdeyi kaldırmaktır." (Müslim)

"
Onlarla bizim aramızda alamet-i farika namazdır. Binaenaleyh, namazı terkeden kafirlere benzemiştir." (Tirmizi)


Kaynak:
http://www.alemim.net/

# Posté le vendredi 27 février 2009 05:00

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------
Örtünmemek ayıp mı, suç mu, günah mı?

Tesett
ür münakaşalarında üç kavram, birbiriyle karıştırılıyor: Ayıp, suç ve günah. Bir söz, bir hareket veya bir kıyafet toplumun değer hükümlerine ters düşüyorsa ayıplanıyor. Kanuna aykırı ise, suç sayılıyor. Dine muhalif ise, günah oluyor.

Bazı kimse
ler, kanuna aykırı olmayan bir şeyin günah da olmayacağını zannederken, bazıları, “herkesin işlediği bir fiilin günahlıktan çıkacağı” vehmine kapılıyorlar. Bunların her ikisi de fevkalâde yanlış düşünceler.

Ayıp, hiçbir zam
an gerçeğin ölçüsü olamaz. Fikir, düşünce ve hareketlerini sadece çevrenin “ayıp” anlayışına göre düzenleyen insanlar, şahsiyetlerini topluma feda etmiş, kalabalıklara esir olmuşlardır.

Halbuki, toplu
mun her ayıpladığını “yanlış”, yahut her benimsediğini “doğru” kabul etmek mümkün mü? Böyle olsa, insanın her toplulukta ayrı bir şahsiyete bürünmesi, bukalemun gibi sık sık renk değiştirmesi gerekmez mi?

Batılı bir düşünür
ün “insan aklının aczini” ortaya koyan şu ifadeleri, bu meselemizi ne güzel izah eder: “Bir insanın, babasını yemesinden daha korkunç bir şey düşünülemez; ama, eskiden bazı kavimlerde bu âdet varmış. Hem de bunu saygı ve sevgilerinden yaparlarmış. İsterlermiş ki ölü, böylelikle en uygun, en şerefli bir mezara gömülsün. Vücutları ve hâtıraları içlerine, tâ iliklerine yerleşsin. Babaları sindirme ve özümleme yolu ile kendi diri bedenlerine karışıp yeniden yaşasın. Böyle bir inancı iliklerinde ve damarlarında taşıyan insanlar için, anasını, babasını topraklarda çürütüp, kurtlara yedirmenin, en korkunç günahlardan biri sayılacağını kestirmek zor değildir.

Şimdi düşüne
lim: Etrafımızdaki insanların büyük çoğunluğu,yoğun propagandalarla, böyle bir fikri benimsemiş olsalar, biz de toplum ayıplamasın diyerek, babamızın etini mi yiyeceğiz? Demek ki, “ayıplama” tamamen sübjektiftir; gerçeğe tesir edecek bir faktör değildir. Ayıp telâkki ederek örtünmekten kaçınan hanımefendilerin iddiaları iki kısma ayrılıyor: Birisi: “Örtünmemek niçin günah olsun?” şeklindeki itiraz. Diğeri ise: “İslâm'da örtünmenin olmadığı” tarzındaki, şahsî kanaat.

Görünürde aralarında
pek fazla bir fark yok gibi geliyor. Ama, gerçekte her ikisi de birbirinden ayrı konular. “Örtünmekle de ne olacakmış, insan örtünün içinde de yapacağını yapar.” gibi sözlerin sahiplerini araştırırsanız, her defasında İslâm'ı layıkıyla bilmeyen veya bildiği halde onun emirlerini yerine getiremeyen birisiyle karşılaşırsınız.

Bu insanla
r, vicdanlarının derinliklerinde hissettikleri suçluluk psikolojisinden kurtulmak için, böyle itirazlarda bulunuyorlar ve tövbe edeceklerine, günahlarını meşru göstermeye kalkışıyorlar. Sanki diğer insanları ikna etmekle, o sorumluluktan kurtulacaklarmış gibi. Halbuki, bir fiil günah ise günah, değil ise değildir. Bunun tespitini “kalabalıklar” yapamaz. Örtünme dinde varsa buna kimse “yok” diyemez. Ama, hiç kimse de başkalarını bu hususta zorlama yoluna gitmemelidir.

Örtünmenin İslâm'da y
eri olup olmadığı meselesine gelince, bu hususta nice fetvalar mevcut. Lâkin günümüz Müslümanlarının bir kesimi, fetvanın dindeki yerini lâyıkıyla bilmediklerinden, doğrudan doğruya Kur'an-ı Kerîm'den âyetler takdim edecek ve bunların tefsirlerinden bazı kısımları aynen aktaracağım.

Ce
nâb-ı Hak, Nûr Sûresinde Peygamberimize (asm.) hitaben şöyle buyuruyor:

“Mü
'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu yerleri) açmasınlar. Zahir olanı (görünmesi zarurî olan yüz, el ve ayaklar) müstesna. Baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar (göğüs ve boyunlarını göstermesinler). Ziynetlerini (süs yerlerini) ancak şu kimselere gösterebilirler: Kocalarına, yahut babalarına, yahut kocalarının babalarına, yahut kendi oğullarına, yahut kendi erkek kardeşlerine, yahut erkek kardeşlerinin oğullarına, yahut kız kardeşlerinin oğullarına, yahut kendi kadınlarına (Müslüman kadınlara), yahut ellerindeki memlûklere (cariyelere), yahut (şehvetsiz ve kadına) ihtiyacı olmayan uyuntu kimselere, yahut henüz kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış olan çocuklara.” (Nûr Sûresi , 31)

Âye
t-i kerime dikkatle okunduğunda, şu hususlar tespit edilebilir:

Birin
cisi: Hitabın mümin kadınlara olması. Yâni, örtünme kadınlar için bir imân alâmeti ve sadece mümin kadınlara farz. Mümin olmayan bir insan, İslâm'ın emir ve yasaklarından sorumlu değil. Yâni, bir kimse öncelikle Allah'ın varlığını kabul edecek, Kur'an-ı Kerîm'i Onun kelâmı ve Hz. Muhammed'i (asm.) Onun en son elçisi bilecektir ki, İlâhî emir ve yasaklara muhatap olabilsin.

İkin
cisi: Harama bakmamanın sadece erkekler için değil, kadınlar için de söz konusu olduğu. Üçüncüsü: “Ziynetlerin gösterilmemesi”.

Âyet
-i kerimede geçen “ziynet” kelimesi üzerinde yapılan tefsirlerden birini, özet olarak arz edeyim:

“Ziynet, süs eşyası demek ise de, tek başına süs eşyasına bakmak hiç kimse için haram olamayacağına göre, bundan murat, süs eşyalarının takıldığı kulak, boyun, gerdan gibi yerlerdir. Âyette esas maksat tesettür (örtünme) olduğuna ve hitap zengin-fakir bütün müminlere yapıldığına göre, ziynet sadece süs eşyası olarak anlaşılsa, âyet sadece zenginlere inmiş olur. Halbuki, hitap geneldir, “mü'min kadınlara da söyle.” buyurulmaktadır. Bir başka önemli husus da şudur: Kadın için asıl ziynet, süs eşyası değil, bu organların bizzat kendileridir. Yâni, gösterilmesi haram kılınan boyun, gerdan gibi azalar kadın için ayrıca birer ziynettirler.” (Hak Dini Kur'an Dili)

Dördüncüs
ü: Mümin kadınların başörtülerini, cahiliye kadınları gibi, boyunlarına bağlayıp arkaya sarkıtmak yerine, başlarına örtmeleri ve yakalarının üzerine vurmaları.

Bir diğe
r âyet-i kerimede ise, şöyle buyurulur:

“Ey
Peygamber, hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, elbiselerinden giyip örtünsünler. İşte böyle giyinmeleri, tanınıp da (cariyelerden, iffetsiz âdi kadınlardan fark edilip de) eziyet edilmemelerine en elverişli olandır. Allah Gafur'dur (çok bağışlayıcıdır), Rahîm'dir (çok merhametlidir).” (Ahzab Sûresi, 59)

Bu âyet-i ke
rimede, örtünme açıkça emredilmekte ve bu emrin hikmeti, “mü'min kadınların diğer âdi kadınlarla karıştırılarak rahatsız edilmemeleri, sarkıntılığa maruz kalmamaları ve ruhlarının eziyete maruz olmaması” olarak beyan buyurulmakta.

Kaynak:
http://www.sorularlaislamiyet.com/
[ Ajouter un commentaire ] [ Aucun commentaire ]

# Posté le vendredi 27 février 2009 05:34

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------
Oruç, vücudu nasıl temizler?

Oruç,
İslam Ülkelerinin dışında da hızla yayılmakta, bu konuda birçok kişi araştırma yaparken, hastalıkların önlenmesi için orucu tavsiye eden mütehassıs doktorların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Şu an
da Batı Almanya'daki 29 klinikte, oruç ile tedavi yapılıyor. Ve oruç, hemen hemen her hastalığı tedavi ettiği gibi, fazla kiloların da sağlıklı bir şekilde atılmasını sağlıyor. Oruç Mütehassısı olarak bilinen Dr. Hellmut Lützner'e göre oruç, vücudun senelerce depo ettiği zehirleri ve pislikleri dışarıya atmanın en tabii yoludur.

O
ruç, insanlık tarihi kadar eskilere dayanır ve bütün canlılarda, ortak bir özellik olarak göze çarpar. Haftalarca veya aylarca aç kalarak bir nevi oruç tutmak, tabiattaki birçok canlının hayatında her sene görülmektedir. Ve oruç tutma istidadı olmaksızın canlıların sağ kalması mümkün değildir.

B
ugün birçok gelişmiş ülke, bolluk içinde yaşıyor. Fakat bu bolluğa alışmış olmaları yüzünden de artık hiçbir zorluğa cesaret edemiyorlar. Bu ülkelerde aşırı beslenmeden doğan hastalıklar, bir çığ gibi artarak yayılıyor.

Her mi
lletin, kendine has bir yemek listesi bulunur. Ve ailece hep beraber yemek yeme, aile fertlerinin birbirine olan bağlılık duygularını geliştirir. Hatta iş icabı olarak birbirini daha iyi tanımak isteyenlerin yaptıkları ilk iş, bir restoranda buluşmaktır. İşte bu “belirli vakitlerde aynı yemekleri paylaşma hadisesinin” güçlendirdiği sevgi ve saygı duygularını, acaba oruçtan daha iyi hangi şey sağlayabilir?

“Dini bayramların manevi havasını tatmak için, oruç tutarak hazırlanmak şarttır” diyen Münihli Psikolog Jürgen Von Schedit, sözlerine şöyle devam ediyor:
“Or
uç, gelenek olmaktan çıkınca, içindeki gizli kıymetler de yok oluyor. Diğer bir ifade ile insan maddiyata fazla dalınca, maneviyatın kokusunu bile alamıyor.”

He
rkesin bilmesi gereken bir başka oruç da, hastalanan bütün canlıların insiyaki olarak tuttukları oruçtur. Sıhhatini kaybeden canlılar, yeme ve içmeyi terk ederler. Bunun açıklaması şudur: Tehlikeye maruz kalan vücut, hazım ile uğraşmayı istemez. Çünkü bu hadise ile, canlının aldığı gıda enerjisinin üçte biri harcanır. Bu sebeple vücut bütün gücünü, hastalığa karşı savunmaya yöneltir.

Oruc
un unutulan kıymetlerini Batı Dünyasına tekrar anlatmakta büyük payı olan Dr. Otto Buchinger (1882-1970) “Şifalı Oruç” adındaki kitabında, bizzat kendisinin büyük bir hastalık neticesinde oruca başladığını yazmaktadır. Tehlikeli bir mafsal romatizmasına yakalanan Buchinger, hastalığın arttığını, kaslarının eriyerek karaciğerinin büyüdüğünü ve safra kesesinin iltihaplandığını görünce oruç tutmaya başlamıştır. Buchinger, Alman oruç uzmanlarının en tecrübelisi sayılan Gustav Riedl'in kontrolünde oruç tutmuş ve tamamıyla iyileşerek sıhhatine kavuşmuştur.

Dr. Bu
chinger, on binlerce hasta üzerinde yapmış olduğu araştırmalarını şu cümleyle özetler: “Tansiyon düşüklüğü gibi istisnalar hariç, hiçbir hastalık yoktur ki, orucun faydası olmasın veya tamamıyla iyileştirmesin! Oruç, bıçağa gerek duyulmayan bir ameliyattır.”
Or
uç mütehassısı Dr. Lützner de, eski 10 bin metre koşucularından 54 yaşındaki bir sporcunun en iyi derecelerini, 49. oruç gününde elde ettiğini belirtmiştir.

Oruç m
ütehassıslarından biri olan, bayan Dr. Helga Bühler, “açlık grevi” ile “oruç” arasındaki farkı şöyle belirtmektedir:
“İkis
inin arasındaki tek fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, öfke ve gazaptan kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısıyla oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.”

Oruçl
u bir insan, yemek yeme telaşından kurtulduğu gibi, ikide bir de yemek hazırlamak veya bulaşık yıkamak derdinden de kurtuluyor. Bu arada insan, bambaşka şeylerden kurtulduğunu da anlıyor. Psikolog Jurgen Von Scheidt, bu konuda şunları söylüyor:
“Özellik
le kendini eşyaya bağımlı hissedenler için bağımsızlık kazanmak, son derece kıymetlidir. Orucun verdiği bağımsızlık duyguları ile, böyle bir hazineye sahip olmak mümkündür. Oruç ile, esas problemleri bağımlılık olan bütün insanların, uyuşturucu madde müptelalarının ve alkoliklerin psikoterapi yoluyla tedavi edilmeleri mümkün oluyor.”

Dr.
Hellmut Lützner, “Oruç Sayesinde Yeni Doğmuş Gibi” adlı kitabında, şu gerçekleri dile getiriyor:
“Oruçlu
nun hissettiği acıkma safhaları, aslında tedavi seanslarıdır. Bu safhalar, hastalıklı ve zararlı maddelerin dokulardan koparıldığı ve vücutta dolaştığı saatlerdir. Oruç sırasında bazı vücutlarda meydana gelen ağız ve ter kokuları, bu zararlı maddelerin vücuttan atılması sebebiyledir.
Dr.
Hellmut Lützner, şöyle devam ediyor:
O
ruç tutmanın verdiği zevki, sağlamış olduğu şu faydaları öğrendikten sonra, daha iyi tadabilirsiniz.
*
Güçlü bir maneviyat.
*
Kendi ruh dünyanıza ve vücudunuza karşı, gitgide artan bir alaka.
*
Tasavvur ve hatırlama gücünde elde edilen artış.
* Ke
ndinize olan güveninizin sağlanması ve kararların büyük bir soğukkanlılıkla alınabilmesi.
*
Tad alma duygusunun güçlenmesi ve oruçtan sonra, çok daha sağlıklı bir beslenmenin elde edilmesi.
B
ütün bu sayılan faydaların oruçla elde edilmesi, gerçekten hayret vericidir. Orucun ilk günlerinde ortaya çıkan güçlükler ise, basit bir yolla giderilir. Oruca başlanılan günlerde bol meyve yemek, midede kalan et parçalarının çürümesine mani olmakta, böylece mide bulantısı veya baş ağrısı gibi rahatsızlıklar da giderilmektedir.
Yazımızı Dr. Buchinger'in bir sözü ile noktalıyoruz.
“Oruç, bıçağa gerek duyulmayan bir ameliyattır.”


Kaynak:
P.M.'den Tercüme: Ayhan HALAÇ
http://www.sorularlaislamiyet.com
[ Ajouter un commentaire ] [ Aucun commentaire ]

# Posté le vendredi 27 février 2009 05:48

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------
Başörtüsünün hükmü nedir? Başı açık gezmek insanı nasıl bir tehlikeye götürür?

Bu husust
a Kur'an-ı Kerimde iki ayet mevcuttur. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde mealen şöyle buyurmaktadır:

“Ey Peyg
amber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.”(1)

“Mü'min
kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”(2)

Aye
tlerde mü'min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma'ya hitaben, “Ey Esma! Bir kadın adet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir.”(3)

Demek ki, büluğ çağına gelmiş
olan Müslüman bir hanımın başını kapatması hem Allah'ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ı ayndır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır. Allah ve Resulünün emrini dinlemediği için günahkar olmakta büyük bir mes'uliyet altına girer. Günahkar olan kimse, bu günahından kurtulmak için tevbe istiğfar eder, Allah'tan affını diler.

“Ve bir
günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar. İşte onların mükafatı, Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altında ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükafatı ne güzeldir.”(4)

Demek ki
, bir tevbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır.

Bu hu
sustaki bir hadisin meali şöyle:

“M
ü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir.er o günahtan el çeker, Allah'tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'anda geçen 'günahın kalbi kaplaması' bu manadadır.”(5)

“Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol varr” sözühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevi tehlikelere sürükler. Günahın uhrevi bir cezasının olmayacağına inanmaya, hatta Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. (6)

B
öyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın telkinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.

Kaynak:
http://www.sorularlaislamiyet.com/
1) Ahzah Suresi, 59,
2) Nur Suresi, 31,
3) Ebu Davut, Libas 33,
4) Al-i İmran Suresi, 135-136,
5) İbn-i Mace Zühd 29,
6) Lem'alar s7, Mesnev-i Nuriye s115.
[ Ajouter un commentaire ] [ Aucun commentaire ]

# Posté le vendredi 27 février 2009 05:55

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------

SIZIN SORULARINIZ: ---------------------------------------------------------------------------------------------
Ezan'in seytan uzerindeki etkisi nedir?

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: "Namaza çağrıldığını işittiği vakit şeytan ezzin sesini duymamak in yellenerek hızla kaçar,ezzin susunca ner vesvese verir. Kameti işitti zaman, sesini duymamakin yine kar. Müezzin susunca tekrar döner ve vesvese vermeye çalışır."

A
llah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Ezan okumakta ve birinci safta ne (bereket ve) hayırlar oldunu bilseler de (onlara nail olmak için) kura atmaktan başka çare bulmasalar, muhakkak kura atarlar, (her namazın) ilk vaktinde olan fazileti bilseler (ona yetmek için) muhakkak yarış ederler ve yatsı ile sabah (cemaatlerin) daki ilahî lütufları bilseler emekliyerek de olsa onlara giderlerdi."

Kaynak:
http://www.islamiyazilar.com/
Sahih-i Müslim' deki hadis numarası: 661
şu an bulamadigim başka bir site daha
[ Ajouter un commentaire ] [ Aucun commentaire ]

# Posté le vendredi 27 février 2009 08:02